Depremde alt kat mı üst kat mı daha güvenli ?

Ece

New member
Afet sonrasında da benzer eşitsizlikler ortaya çıkabilir. Geçici barınma alanlarında mahremiyetin yetersiz olması, aydınlatmanın kötü olması, temiz suya ve hijyen malzemelerine erişimin kısıtlanması veya ortak alanların güvenli hissedilmemesi kadınların gündelik yaşamını etkileyebilir. Çocuk bakımının büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmesi, yardım başvurularına ve gelir getirici faaliyetlere ayrılabilecek zamanı da sınırlayabilir.

Bununla birlikte, bütün kadınların aynı deneyimi yaşadığını söylemek yanlış olur. Ekonomik bağımsızlığı bulunan, afet eğitimi almış ve güçlü sosyal ağlara sahip bir kadınla ekonomik şiddet yaşayan, yalnız yaşayan veya destek sistemlerinden uzak bir kadının koşulları aynı değildir. Kadınların deneyimleri yaş, gelir, engellilik, göçmenlik durumu, aile yapısı ve yaşadıkları yer gibi etkenlerle birlikte değerlendirilmelidir.

Erkeklerin deneyimleri de tek bir kalıba sığmaz. Bazı erkekler ailelerini korumaları, tehlike karşısında güçlü görünmeleri ve duygularını belli etmemeleri gerektiği yönündeki toplumsal beklentiler nedeniyle yoğun baskı yaşayabilir. Yardım istemekten çekinmek, korkuyu ifade edememek veya riskli davranışlarla cesaret gösterme ihtiyacı hissetmek bu normların olası sonuçlarıdır.

Bazı erkekler ise deprem hazırlıklarında teknik inceleme, malzeme temini, tahliye planlaması ve koordinasyon gibi çözüm odaklı işlere ağırlık verebilir. Fakat bunu bütün erkeklerin doğal özelliği olarak değerlendiremeyiz. Kadınlar da teknik konularda uzmanlaşabilir, arama kurtarma çalışmalarına katılabilir ve toplulukların afet planlarını yönetebilir. Erkekler de bakım emeğini üstlenebilir, duygusal destek sağlayabilir ve yardım koordinasyonunda görev alabilir.

Asıl hedef, kadınları yalnızca korunması gereken kişiler, erkekleri ise yalnızca koruyucu kişiler olarak tanımlayan yaklaşımın dışına çıkmaktır. Afet yönetimi, insanların cinsiyetlerinden bağımsız olarak yeteneklerini, ihtiyaçlarını ve sorumluluklarını dikkate almalıdır.

Yazma

4. Irk, Etnik Kimlik ve Göçmenlik: Afet Herkesi Aynı Şekilde mi Etkiler?

Deprem karşısındaki eşitsizlikleri incelerken ırk, etnik kimlik, dil ve göçmenlik durumunu da değerlendirmek gerekir. Çünkü afetlerden korunmak yalnızca fiziksel imkânlara değil, bilgiye erişime, kurumlarla iletişim kurabilmeye ve toplumsal dayanışma ağlarına da bağlıdır.

Türkiye'de farklı diller konuşan göçmenler, mülteciler ve bazı azınlık gruplarından insanlar açısından düşünelim. Deprem öncesinde yayımlanan bir bilgilendirme metnini anlamamak, acil durum duyurularını takip edememek veya resmi kurumlara başvururken dil engeliyle karşılaşmak önemli sorunlar yaratabilir. Kişi binasının riskli olduğunu bilse bile hangi kuruma başvuracağını, nereden destek alacağını ya da tahliye sonrasında hangi haklara sahip olduğunu öğrenmekte zorlanabilir.

Bunun yanında ayrımcılık korkusu da yardım arama davranışını etkileyebilir. Geçici barınma alanlarında dışlanacağını düşünen veya resmi kurumlarla iletişim kurarken kendini güvende hissetmeyen bir kişi, ihtiyacı olduğu hâlde yardım istemekten kaçınabilir. Bu durum her göçmenin veya azınlık mensubunun aynı deneyimi yaşayacağı anlamına gelmez; ancak afet planlamasının farklı toplumsal grupların ihtiyaçlarını hesaba katması gerektiğini gösterir.

Burada ırk ve etnik kimlikle sınıf arasındaki ilişkiyi de gözden kaçırmamalıyız. Ayrımcılık nedeniyle istihdam, gelir veya konut seçenekleri bakımından dezavantaj yaşayan bir kişinin güvenli bir binada yaşama olasılığı da dolaylı biçimde etkilenebilir. Böylece mesele yalnızca deprem anındaki davranıştan ibaret olmaktan çıkar; afet öncesinde biriken toplumsal eşitsizlikler, insanların hangi risklerle karşı karşıya kalacağını belirlemeye başlar.

Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Ofisinin toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi yaklaşımı, afetlerin toplumdaki bütün grupları aynı biçimde etkilemediğini ve eşitsizliklerin riskleri artırabildiğini vurgular. Kadınların, engelli bireylerin, göçmenlerin ve diğer dezavantajlı grupların karar alma süreçlerine katılması bu nedenle önemlidir. Kaynak: UNDRR, Gender-responsive disaster risk reduction.

Çözüm yalnızca farklı dillerde broşür hazırlamak da değildir. Bilgilendirme çalışmalarının anlaşılır olması, mahalle düzeyinde erişilebilir eğitimler düzenlenmesi, yardım dağıtımında ayrımcılığın önlenmesi ve herkesin başvurabileceği güvenilir iletişim kanallarının oluşturulması gerekir.

5. Engellilik, Yaşlılık ve Çocuk Bakımı: Kat Seçiminden Daha Önemli Sorular

Alt katta oturan yaşlı bir kişinin depremde daha kolay tahliye edilebileceğini düşünebiliriz. Ancak bu kişinin baston veya tekerlekli sandalye kullanması, merdivenlerde desteğe ihtiyaç duyması ya da işitme engeli nedeniyle uyarıları fark edememesi durumunda kat bilgisi tek başına yeterli değildir.

Benzer şekilde üst katta yaşayan ve hareket kısıtlılığı bulunan bir kişi, sarsıntı sonrasında merdivenleri kullanamıyorsa ciddi bir tahliye sorunuyla karşılaşabilir. Asansörlerin deprem sırasında kullanılmaması gerektiği düşünüldüğünde, erişilebilir tahliye çözümlerinin önceden planlanması daha da önemli hâle gelir.

Çocuklar da yetişkinlerin hazırlık kararlarına bağımlıdır. Evde deprem çantası bulunması önemlidir; ancak çocukların güvenli bir noktayı tanıması, aile üyelerinin birbirine ulaşamadığı durumlarda ne yapacağını bilmesi ve okulda düzenli tatbikatlara katılması da gerekir.

Burada sorulması gereken soru şudur: Binalarımız yalnızca ayakta kalacak şekilde mi tasarlanıyor, yoksa farklı fiziksel ihtiyaçları bulunan insanların da güvenli biçimde yaşayabileceği ve tahliye edilebileceği alanlar olarak mı düşünülüyor?

Erişilebilirlik, depremden sonra eklenmesi gereken bir ayrıntı değildir. Bina tasarımından mahalle planlamasına, toplanma alanlarından geçici barınma merkezlerine kadar bütün sürecin parçası olmalıdır.

Ayrıca bakım ihtiyacı bulunan kişilerin sorumluluğunu yalnızca ailelerine bırakmak doğru değildir. Mahalle dayanışma ağları, sosyal hizmetler, belediyeler ve acil durum ekipleri arasında koordinasyon kurulması gerekir. Böylece bir kişinin güvenliği, yakınlarının o gün evde bulunup bulunmamasına bağlı kalmaz.

6. Sosyal Faktörler Deprem Güvenliğini Nasıl Belirler?

Deprem riskini anlamak için tehlike, maruz kalma ve kırılganlık arasındaki ilişkiye bakmak yararlıdır. Depremin büyüklüğü ve yer hareketinin özellikleri tehlikeyle ilgilidir. İnsanların ve yapıların bu tehlikenin etkileyebileceği yerlerde bulunması maruz kalmayı belirler. Yapıların dayanıklılığı, ekonomik imkânlar, bilgiye erişim ve tahliye kapasitesi ise olası zararların boyutunu etkiler.

Bu nedenle aynı deprem, farklı mahallelerde ve farklı toplumsal gruplar üzerinde farklı sonuçlar doğurabilir. Bir ailenin binası hasar gördüğünde başka bir eve geçebilecek maddi imkânı varsa yaşadığı krizle, tek gelir kaynağını kaybeden ve başka bir konuta geçemeyen ailenin yaşadığı kriz aynı değildir.

Dünya Bankasının 2021 tarihli Gender Dimensions of Disaster Risk and Resilience raporu, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin afetlerin etkileriyle karşılıklı ilişki içinde olduğunu ortaya koyan araştırmaları bir araya getirir. Raporda ekonomik ve sosyal konumun, kaynaklara erişimin ve toplumsal rollerin insanların afetlere hazırlanma ve afet sonrasında toparlanma kapasitelerini etkilediği açıklanır.
 
Üst